2/8/2007 ·
Gümbürtüyle fırlıyorum yerimden. Ruhumu istila eden uykunun yatağında sıçrıyorum. Gümbürtü gökten mi geliyor yoksa yüreğimden mi ayırt etmek öyle zor ki? Gecenin bu beni sıkıp sıkıp bırakan deminde korkuyla irkiliyorum.
Korku. Bütün sarhoşlukların bittiği ve insanın dimdik ayaklandığı an korku anları. Eskiden korkardım. Karanlıktan en çok da… Ardımdan görünmez bir elin omzuma dokunacağını sanır, hızla gidip gelirdim odalar arasında. Hatta bir gün unutmuyorum hiç, evin koridorunda bir gölge gördüğümü sanmış, ayaklarımı koltuğun üstüne kadar çekip beklemiştim. Birkaç saat süren bekleyiş bana yıllar kadar uzun gelmişti. İçimden bir sürü söz saymış, dişlerimi sıka sıka beni yalnız bırakanlara kızgınlık gözyaşlarımı dökmüştüm. Ne tuhaf? Korkmayı bile unutmuşum artık.
Yalnızım. Sessizce doğruluyorum yataktan. Gümbürtü meğer yüreğimden gelmiyormuş. Balkona çıkıyorum. Usulca öpüyor damlalar yüzümü… Yağmur yağıyor. İncitmeden iniyor yanaklarımdan. Tıpkı gözyaşlarım gibi… Korkuyorum. Uzun zaman sonra ilk defa korkuyorum. Ağlamaktan, yüzümü yine gözyaşlarıyla yıkamaktan korkuyorum. Söz verdim. Kendime verdiğim sözler gibi değil bu üstelik. Tutmamak elde değil. Söz dedim, senden başkası için akmayacak gözyaşım. Dişimi sıkacağım, kendimi yakacağım ama ağlamayacağım.
Ah güzel gözlü gece! Uykularla seni ziyan ettiğim yeter! Bundan böyle kanlın bil beni… Her an başına dikilip emanetimi almayı bekleyeceğim. İtaatkâr bir sevgili gibi koynuma girmezsen kavgamız bitmeyecek seninle. İki elim yakanda olsun…
02/08/2007
14/7/2007 ·
Bir kuş var orada. Kuvvetle kanatlarını çırpıyor. İçinde bulunduğu kafese aldırmadan, soluğunun kesilmesini umursamadan, hayallerini süsleyen o vatanın sevdasıyla durmadan çırpıyor kanatlarını. Korkuyorum. Kafesini de beraber uçurup götürecek bir gün.
Kuvvetle çırpıyor kanatlarını. Duvarlarım sallanıyor. Kuru dalların uykulu ağaç dallarında son ferleriyle tutunmaya çalışmaları gibi tutunuyorum. Duvarlarım sallanıyor. Ben sallanıyorum.
Hani söz vermiştin sevgili(m)? Hani beraber uçuracaktık gönül kuşunu? Hani bana dar geldiği gibi ona da dar gelen bu bedenin kapılarını açacak ve uçuracaktık gökyüzüne? Boynunu bükük koydun. Yüreğini yaralı… Bilmeseydi uçacağı yerleri, görmeseydi, bu kadar çok hasret çekmezdi. Sabah akşam gözyaşı dökmezdi.
…/
Odalarda dolaşıyorum. Her tarafta bir keşmekeş… Sanki otel odası… Birazdan oda servisi gelecek de, ücretini aldığı işleri itina ile yerine getirecek nasıl olsa diye, her şey olduğu yerde bırakılmış. İşini bitirip bir an önce terk etme telaşı tüm dağınıklığın üzerinde görünen. İşi bitince terk edilen bir fahişe gibi… Yazık.
Yatak karma karışık. Yastıklar yerlerde… Giyilmek için askıdan alınmış ama beğenilmeyip yatağın üstüne atılıvermiş kıyafetler… Bin bir itina ile ütülenmelerine aldırmadan öylece atılıvermiş. Balkona çıkmış anlaşılan… Balkon kapısının perdesi açık kalmış. Kornişten kurtulan perde ucu perişan görüntüyü pekiştiriyor. Kornişin diğer ucu da duvarda sallanıyor. Yarım dakika sürecek kadar kısa bir işlem aylardır yapılmayı bekliyor.
Ruhum sıkılıyor. Nedense bu evde bedenim daha bir dar geliyor bana. duvarlar üstüme yükleniyor. Bir hamalım sanki. Cüzi bir para karşılığında bu yükü sırtıma almış, benden büyük yükün altında nefesim kesilerek yola çıkmışım. Pekiyi ama son neresi? Ne zaman indireceğim bu yükü sırtımdan? Ne zaman izin verecekler?
Susuyorum. İçim şeytana ortaklık etmemeli… Fark ettiğim anda engel olmalıyım ona… O güzeller güzeli hiç taşıyamayacağı yükü yükler mi insana? Ne demeye yakınıyorum ki? Yüklemez değil mi sevgili(m)? Yüklemez.
Sen bile bıraktın beni. Bu şehrin karmaşasına, yüreğimin karmaşasına, aklımın karmaşasına… Ellerin ah ellerin! Yusuf’un ipi sandığım ellerin itiverdi beni çıkmaya çalıştığım o kuyuya.
Susuyorum. En kolayı susmak… Yüreğimi bir dağ başına terk edip kendime inat, o her yerde bozduğum sessizliğe inat susmak. Susuyorum…
11/7/2007 ·
Akşam saat 7 yi gösterdiğinde ayaklarım o her gün bastığım kaldırım taşlarına basarak yola çıkıyorum. Bu akşam kimseyi görmek istemiyorum. Başımı sineme kadar çekip, kuyularımdan birine düşerek eve dönüyorum yine. Ellerimdeki poşetlerin ağırlığı, ruhumun ağırlığı ile yarışıyor. Günlerdir ağrısından varlıklarını tüm zerrelerine kadar hissettiğim bacaklarımın üstünde zorla durarak adımlıyorum kaldırımları. Ara sokaklardan geçiyorum. Hiç kimseyle karşılaşmasam, kimseyle konuşmak zorunda kalmasam keşke… Ne fark eder ki kimse olmasa da kendimle konuşmaz mıyım ben? O sevdiğim sessizliği yine kendim bozmaz mıyım? Bari boş şeyler olmasın dilimden dökülenler deyip, parmak tespihimle şükür çekerek başımı daha da gömerek göğsüme yürüyorum. Bacaklarım için şükretmeliyim. Onlar olmasaydı, yüreğim azgın bir küheylana dönüştüğünde ayaklarım patlayana kadar nasıl yürürdüm? Şükür Allah’ım!
Dar sokaklar, çocuk sesleri, dökülmüş yapraklar, ezberlediğim kaldırım taşları… İşte o kaybolduğum anlarda yönümü buldurduğunu sandığım tabela… Köşe başı, gazete bayisi… Nasıl görüyorum ki bunları? Halbuki başımı hiç kaldırmadım ki göğsümden? Gözlerimi diktiğim o topraktan ayırmadım ki? Zaten ayırsam dahi gözümden mütemadiyen akan yaşlar engel olurdu bunları görmeme. Ama görüyorum işte. Ezberledim çünkü. Her sabah her akşam yürüdüğüm, kâh tekmeleyip kâh sarıldığım bu kaldırımları, yıkılmaya yüz tutmuş cumbalı evi, sarmaşıklı duvarı… Hepsini ezbere biliyorum artık. Kapatsa da gözyaşlarım gözümü ben görüyorum.
Ezbere bildiğim daha neler var bir bilsen. Yirmi basamaklı bahçe merdivenlerini ezbere biliyorum. Altı tanesini inip sonra sağa dönüp geri kalanları tamamlıyorum. Bahçe de en az benim ruhum kadar dağınık bu gün. Susamış çiçekler, etrafa saçılmış minderler, neden orda olduğunu bilmediğim mangal… Masanın üstünde kaldırılmayı bekleyen kullanılmış bardaklar… İşte cebime uzanıyorum. Her zamanki gibi merdiven korkuluğuna asıp çantamı, cebelleşerek açıyorum kapıyı. Her gün daha da zorlaşıyor bu demir kapıyı açmak. Oturuyor olduğu yere ve sanki beni eve sokmak istemiyormuş gibi, tekmelenmeden açılmıyor. Giriyorum içeri… Loş, yine perdeler açılmamış. Salonda koltuğun üstünde tepsi, içinde tabaklar… Bir an ayakkabılarımı çıkarmadan dönmek istiyorum. Gülümseyerek bakıyorum sokak kapısına. Şimdi anlıyorum beni neden eve sokmamaya çalıştığını. Ayağımla onu ittiğim için utanarak sessizce kapatıyorum.
10/07/2007
...devam edecek.